Sevgili Kitap Özeti

Sevgili Kitap Özeti

Sevgili Kitap Özeti
15.12.2020
283
A+
A-

Sevgili Kitap Özeti

Kitap beyaz perdenin çirkin kralı Yılmaz Güney’in hayatının üzerine bazı kurgular eklenerek yazılmış bir eser. Kitabın son sayfasını okuyup kapağını kapattığımdan beri göğsüme oturmuş bir ağırlığı düşünüyorum. Yılmaz Güney’i bu kitaba kadar oldukça eksik bilgiler ile tanıyormuşum. Kitaptaki o sinema dâhisini, davasından vazgeçmeyen devrimci yanını bu kadar detaylı görmek beni şaşırtmadı desem yalan olur.

Kitaptaki karakterimizin adı Yavuz Günay. İnci Aral kitapta direkt Yılmaz Güney ismini kullanmama sebebini bir röportajında bunun bir biyografi kitabı olmadığını belirterek anlatıyor.

Adana’da tarımla, hayvancılıkla uğraşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Yavuz Günay, çocuk yaşta para kazanma çabasına girdiğinde yolunun sinema afişleri ve salonları ile kesişmesiyle tanışıyor beyaz perde ile. Aldığı küçük roller ile başlayan sinema dünyası hayali her gün artarak bir tutkuya dönüşüyor. İstanbul’da artık filmlerin aranan ismi haline gelmeye başladığında ise yaşadığı çalkantılı özel hayatı ile aslında çokça da eleştiri topluyor. Kabadayı tavırları, birçok kadın ile isminin çıkması gibi durumlar onun için artık alışıldık haberler haline geliyor. Bir de 24 yaşında yazdığı bir yazıda geçen eşitlik kelimesi sebebiyle başında geçen bir hapis deneyimi de bulunuyor. Bütün bunlar onu bir kimlik karmaşası ve arayış çabasına sürüklüyor.

Tüm bu çalkantılı dönemlerin birinde arkadaşları aracılığıyla Neslihan çat kapı karşına çıkıyor Yavuz Günay’ın. Daha 17 yaşında, çok iyi bir ailenin eğitimli bir kızı olan Neslihan için Yavuz’un dünyası oldukça karmaşık geliyor. Aralarındaki yaş farkını da düşünerek kendini uzak tutmaya çalışan Neslihan, sonradan bütün ömrünü mücadelesine harcayacağı adama aşık olmaya başlıyor.
Yavuz Günay artık kimlik arayışını sonlandırmak, eski hayatını tamamen bir kenara koyarak kendini sinema ve inandığı şeylerin yoluna adamayı gerçekleştirirken hayatının geri kalanında yanında Neslihan olsun istiyor. Neslihan daha 17’sindeyken ona evlenme teklifi ediyor ve Neslihan için bambaşka bir dünyanın anahtarını gösteriyor. Neslihan’ın ailesi bu aktöre hakkında duydukları, aralarındaki yaş farkı, Yavuz’un daha önce başarısız bir evlilik yapmış olması gibi birçok nedenle bu evliliğe defalarca kez karşı çıkıyorlar.

Neslihan 18’ine bastığı yıl kaçarak Yavuz ile evlenmeye karar veriyor. Başlarda ailesinden beklediği desteği bir türlü göremeyen Neslihan, anneannesinin de yardımıyla bir süre sonra ailesiyle buzları eritiyor. Bu durum Yavuz’u da çok sevindiriyor. Çünkü biricik sevgiliyi ailesi için üzülürken görmek onu da oldukça üzüyor. Bu kavuşma onlara bambaşka bir hayatın kapısını açıyor. Yavuz kendini senaryo yazmaya, yeni filmler çekmeye, halkın gerçek yüzünü halka göstermeye ve sevgilerini kazanmaya adıyor. Tüm bunlar olurken ise siyasi bir kimliğe büründüğünü farketmeden her gün daha çok dava adamı kimliğiyle yeni olaylara karışıyor. Türkiye siyasetinin en çalkantılı dönemleri 70-80ler döneminde hem bu kadar göz önünde olmak hem de korkusuzca yazan çizen film çeken bir sanatçı olmak pek de kolay olmuyor. Oğulları doğduktan kısa bir süre sonra Yavuz’un siyasi bağlantıları ve eylemleri sebebiyle Yavuz tutuklanıyor. Hayatının bundan sonrası ise gerçekten acılar, ayrılıklar, sürgünlerle dolu bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Oğlu ile 10 yıl boyunca hapishane görüşlerinde vakit geçirebilen Yavuz, oğlunun ilk adımlarını bile hapishane avlusundan annesinin elini tutup çıkan oğlunu kaçak göçek görebilmek için çabalarken seyredebiliyor. Neslihan ise bu 10 yıl boyunca Yavuz hangi hapishaneye gönderilirse gidip o şehirde ev tutup eşinin yanında olabilmek için canını dişine takıyor. Birbirilerine yazdıkları mektuplar 10 yıl boyunca dayanabildikleri tek şey oluyor. 10 yılın sonunda değişen hükümet ile gelen af onlar için büyük bir ümit oluyor ve Yavuz koca bir 10 yıldan sonra çıkıyor. Bu çıkış için Neslihan’ın büyük ümitleri varken karşısında çok başka bir Yavuz buluyor. Dava arkadaşları hala içerdeyken ve işkencelere kötü muamelelere maruz kalırken Yavuz dışarı çıkmaktan bir türlü memnun hissedemiyor kendisini. Neslihan’ın da kavuşma hayali bu ruh hali değişikliğe ile tuzla buz oluyor aslında. Kendini çıkar çıkmaz yeni filmler yazmaya veren Yavuz kısa sürede tüm olumsuzluklara rağmen başarılara imza atıyor. Tam bir şeyler yoluna girecek diye plan yaparken bir akşam gittikleri bir lokantada sarhoş bir yargıcın Yavuz’a vatan haini damgasıyla küfürler savurması ve saldırması ile kaza sonucu patlayan Yavuz’un silahı yargıcın ölümüne neden oluyor. Tam özgürlük derken bunun üzerine Yavuz yeniden ömrünün solacağı hapishane duvarlarına geri dönüyor. Önceki düşünce suçları, eylemleri derken Yavuz’u içeriden çıkarmamak için suç üstüne suç bulan hakimler 100 yıla yakın bir cezalandırma ile yargılıyorlar. Tüm bunlar olurken Yavuz’u o hapishaneden o hapishaneye sürgüne göndermeler de devam ediyor. En sonunda Yavuz kendini İmralı’da buluyor. Burada kapalı cezaevi günlerine göre oldukça iyi günler geçiren Yavuz, ailesiyle de daha rahat görüşebiliyor. Hatta evlilik yıldönümlerinden birinde ziyarete gelen Neslihan’a bir çuvalın içinde evlilik günlerinin sayısında topladığı 3315 taşı hediye ediyor. Bunca hoyratlığın ve zorluğun içinde aşklarını öyle güzel yaşıyorlar ki gözleriniz dolarak okuyorsunuz birçok satırı.

İmralı’da sakin günler 80 darbesi ile yine yerini kaosa bırakıyor. Hapishane günlerinin Yavuz’a bıraktığı mide rahatsızlıkları da iyice artmaya devam ederken bugüne kadar terk etmeyi asla düşünmediği ülkesinden gitmenin vaktinin geldiğini anlayan Yavuz eşi ve hatırlı arkadaşlarıyla planlar yapıp ailesiyle birlikte yurt dışına kaçıyor. Sürgünlüğün getirdiği zorluklar bir yana Neslihan bu düzene ayak uydurmakta oldukça zorlansa da Yavuz’a desteğini hiç esirgemiyor. Yavuz o yoklukta bile deli gibi yeni bir film peşinde koşup filmi Cannes festivaline yetiştiriyor ve ödüllerle geri dönüyor. Bu başarı Yavuz’un kendini dünya sinemasına da kanıtladığı bir dönüm noktası oluyor.

Sürgün hayatları böyle sürerken Yavuz’un mide rahatsızlıkları oldukça ciddi boyutlara geliyor ve bir gün kendilerini hastanede buluyorlar. Apar topar ameliyata alınan Yavuz’un kanser olduğunu ve 1 yıl kadar yaşayabileceğini öğrenen Neslihan için her şey başa sarıyor ve yine ayrılık günlerinin bu sefer daha acı geldiğini anlıyor.

Sevgili Arka Kapak

“Arkadaşlar! Dışarda bir şeyler oluyor, farkında mısınız? Uykuda olanları sarsın, uyandırın. Herkese söyleyin, yakında ışıklar kesilebilir. Karanlıkta ne yapacaksınız?”

-Yılmaz Güney-

Işıklar her söndüğünde beyazperdede inatçı bir umut yaratan, karanlıkları aydınlığa çıkartmak için topluma bir çift asi göz armağan eden, halkın sevgilisi haline gelmiş devrimci bir sanatçı… Türkiye’nin, bugünlere nasıl geldiğimizi gösteren çalkantılı bir dönemi… Özgürce yaratma ve var olma savaşı veren aykırı sinema adamının, ülkesinin çetin gerçekleriyle, adım adım ilerleyen trajik ama onurlu bir çatışmaya sürüklenişi… Ve bu unutulmamış serüveni aynı inatçı umutla, aynı asi sadakatle taçlandıran büyük bir aşk… Sevgili, gerçek kişilere fakat edebi kurguya dayalı, acı bir umudun ve yalın sevginin romanı.

Sevgili Kısa Özet

“Peki, bu çiçek çocuk hikâyesine ailen ne diyor?”

“Babam ölçülü de olsa muhafazakâr bir insan. Annem ise çok kültürlü ve açık fikirlidir. Bana güvenirler. Tek çocuk ol­duğum için ailemi üzmek istemem. Aslında bugün anneler günü. Sizinle buluşmak için ona yalan söylemek zorunda kal­dım. Sizin anneniz var mı?”

“Evet, var.”

“Babanız?”

“Babam da var ama benim anne ve babam seninkilere hiç benzemezler. Annem çok çile çekmiş bir kadındır. Babamın hayatı da zordu. Irgatlık yapıyordu. Senin baban ne iş yapı­yor?”

“Fabrikatör…” Utanır gibi, yavaşça söyledi bunu Nilüfer.

“Benim ailem senin bilmediğin bir dünyanın insanları. Köyde yaşıyorlar. Sen köy hayatım bilir misin?”

“Hayır, köyleri hep uzaktan gördüm…”

Bir süre sustu Yavuz. Nilüfer’e düşünceli bir kararsızlıkla bakarak öylece durdu. Genelde onu oynadığım yaşayan, ya­şadığım oynayan bir aktör olarak görürlerdi. Aşırı bir yorum sayılmazdı bu ama o gün gerçekte olduğu gibiydi. Oyuncu pozlarım, ses tonunu, küçük etkili jestlerini, hepsini bir yana bırakmıştı.

“Biraz ilerde bir kır kahvesi var, oraya yürüyelim,” dedi. “Kaç yaşındasın Nilüfer?”

“On yedi.”…

Sevgili Özet

Sevgili, kan davasından kaçıp Adana’ya yerleşen babasının, kız çocuğu sansınlar da öldürmesinler diye yedi yaşına kadar mavi taşlı bir küpeyle gezdirdiği tek kulağı delik çocuğunun romanı.

Sevgili, Türk sinemasının zirvesindeyken, İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırıp öldüren THKP-C militanlarını İstanbul’daki evinde saklayan bir devrimcinin romanı.

Sevgili, tüm parasını son filmine yatırıp, Cannes’da Altın Palmiye’yi aldıktan sonra Paris’teki evine altı delik ayakkabılarıyla dönen bir sinema adamının romanı.

İnci Aral, yaşadıkları tüm olumsuzluklara karşın, aşklarını yaşatmayı başaran iki sevgilinin arka planında ülkedeki sol hareketi de aynı akıcı dille okurlara aktarıyor. Siz Yılmaz Güney ve ölümsüz aşkını okurken, romandaki takvim de 68 kuşağının özgürlükçü havasından adım adım 12 Eylül’ün baskıcı ortamına ilerliyor. 1968 sonrasında, özellikle üniversitelerde hız kazanan devrimci hareket, 12 Mart askeri darbesi, Deniz Gezmiş’lerin idam edilmesi, Ecevit dönemi ve en sonunda 12 Eylül askeri darbesi kitabın arka planını oluşturuyor. Roman kimi zaman bir eylemden, kimi zaman hapishane avlusundan, kimi zaman da sinema objektifinden yansıtıyor ait olduğu çalkantılı dönemi.

Ülkenin siyasal yaşamındaki çalkantılar gibi Yılmaz Güney ve Sevgili’nin aşkı da tekdüze bir seyir izlemiyor. Güney’in sinema tutkusu ve devrim mücadelesi zaman zaman özel yaşamına gereken zamanı ayıramamasına neden olur. Bunu sevgilisinden saklamaz Yılmaz Güney: “Benim için dünyada önem sırasına göre üç değerli şey var: Sinema, sen ve oğlum.”

Yılmaz Güney’in hapishaneden kaçışı ve Fransa günleri onun ülkesine duyduğu özlemi azaltmaz. Orada da devrimcilerle görüşüp dostlarına elinden gelen her desteği verir Güney. Ancak yorulmuştur. Sağlığı giderek kötüleşir. Ölümünden yaklaşık bir ay kadar önce karısı ve iki çocuğuyla Normandiya’da, okyanus kıyısındaki bir eve gelir Yılmaz Güney. Hastalığının ciddiliğini kendisine söylemeseler de, öleceğini hissetmiştir, şöyle yazar önündeki deftere:

“Daha dün denize hayran küçük bir çocuktum. Hızlıydı ama kısa sürdü serüvenim. Yaşlanana, ölümle uzlaşmaya hazır olana kadar yaşamak ve en güzel oyunumu oynamak, en iyi filmimi çekmek, en büyük romanımı yazabilmek isterdim.

Ölüyorum, ölümüm uzak değil, biliyorum.”

2017 yılında, ölümünün üzerinden tam 33 yıl geçtikten sonra İnci Aral’ın kaleminden Yılmaz Güney’i okumak, unuttuğunuzu sandığınız bir sesi, yüreğinizin ta içinde yeniden duymak gibi. Kitabın içinde en karanlık dönemde bile, hiç kirlenmeden bugünlere gelmiş tertemiz bir aşk hikâyesi ve devrimcilerin korkusuz mücadelesini bulacaksınız. Gençlik hareketlerine, sinemaya ve Yılmaz Güney’e ilgisi olan herkesin mutlaka okuması gereken bir roman, Sevgili.

Sevgili, belki de bugüne kadar hiç okumadığınız türden bir aşk romanı.

İnci Aral – Sevgili Özet

Kitabın Yazarı: İnci Aral
Kitap Türü: Yerli Romanlar, Aşk Romanı
Yayınevi: Kırmızı Kedi
Yayınlandığı Yıl: 2017
Sayfa Sayısı: 284
ISBN: 9786052981047

Aşk Romanıİnci AralKitap ÖzetiKitap ÖzetleriKırmızı Kedi YayınlarıRoman ÖzetiRoman ÖzetleriSevgiliSevgili Kitap ÖzetiSevgili ÖzetYerli Romanlar

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.