Peynir ve Kurtlar Kitap Özeti

Peynir ve Kurtlar Kitap Özeti

Peynir ve Kurtlar Kitap Özeti
20.01.2021
73
A+
A-

Peynir ve Kurtlar Kitap Özeti

On altıncı yüzyılın sonlarında İtalya’nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği bir değirmenci yaşamaktadır. Latincesi kıt olan bu yoksul köylü Engizisyona meydan okur. Engizisyonun zengin kaynaklarından ulaşılan mahkeme sürecinin kayıtları Peynir ve Kurtlar isimli kitapta incelenmektedir. Menocchio, ulaştığı sınırlı kaynaklardan kendi evrenini inşa eden bir adamdır. Yalnızca birkaç kitap okumuştu, çoğunlukla tesadüfi. Bu kitaplardaki her kelimenin anlamını deşmiş, zorlamıştı. Her birinin üstünde yıllarca kafa yormuştu. Kelime ve cümleleri beyninde mayalamıştı. Okuduğu kaynakları kendi zihninde yeniden yorumlayan Menocchio, Katolik öğretilerle ters düşmektedir. Menocchio, ortalıkta konuşmaya başladıkça sapkınlığı engizisyona kadar ulaşır.

Engizisyonda piskopos vekili eşliğinde sorgulamalar sürerken Menocchio ’ya bazı sorular sorularak kanıtlar toplanmaya başlamıştır. Tanrı hakkındaki görüşleri sorulmuştur: Tanrı’nın küçücük bir nefesten oluştuğunu, ve insan, onu ne olarak hayal ederse o olduğunu belirtmektedir, Menocchio.

Evren konusundaki görüşleri ise kitabın adına kaynaklık etmektedir. Menocchio, evrenin bir kaos, toprak, hava, su ve ateşin birbirine karışması ve içinden bir kitlenin biçimlenmesi -tıpkı peynirin sütten yapılışı gibi- içinde kurtlar oluşmasıyla meleklerin ortaya çıktığını, Tanrı’nın onlara akıl bahşettiğini iddia etmektedir.

Menocchio, yüksek ihtimal bir yüzyıl sonra “dini hezeyana kapılmış” biri olarak bir akıl hastanesine kapatılırdı. Ama karşı reform bütün hızıyla sürerken, dışlama yöntemleri farklıydı, bunların içinde en çok tutulanı da birisini sapkın olarak teşhis etmek ve yargılamaktı.

Din hakkındaki görüşlerini pervasızca söylerken yargıçlara ve kesişlere de tepki gösteriyordu: “Siz papazlar ve kesişler, siz de Tanrı’dan daha fazla şey bilmek istiyorsunuz, şeytan gibisiniz, yeryüzünde Tanrı olmaya kalkıyorsunuz, şeytanın izinden giderek Tanrı’nın bildiği kadar bilmek istiyorsunuz. Aslında bir insan ne kadar çok bildiğini sanırsa o kadar az biliyordur.” Ayrıca Menocchio, vaftiz dahil bütün kutsamaları reddettiğini bunların insanoğlunun ticari malları olduğunu da iddia ediyordu. Menocchio, yoksulların sömürülmesi üzerine kurulu bu devasa yapının karşısına, bütün üyelerinin, Tanrı’nın tinine sahip oldukları için eşit sayıldığı çok farklı bir din koyuyor.

Menocchio’nun düşünceleri reformla alakalıydı çünkü reform yüzyıllarca eskiye dayanan köylü inançları alt katmanına ulaşmayı sağladı. Dinsel birliğin kabuğunu yırtarak, dolaylı yoldan bütün bu eski inançların yeniden ortaya çıkmasını sağladı. Birliği yeniden oluşturmaya çalışan karşı reform da hepsini silip atmak için gün yüzüne çıkardı.

Engizisyonculara, Menocchio’nun herhangi bir etki altında kalmadan genelgeçer düşüncelere bu kadar ters düşen fikirlere sahip olması imkânsız gelmişti. Menocchio, fikirlerinde ciddi miydi? Yoksa alay mı ediyordu? Bu sebeplerle mahkeme süreci uzadı, birtakım tanıkların dinlenmesine karar verildi.

Menocchio, diğer dinlerle de yakından ilgiliydi. Tanrı’nın her birine kendi düsturuna göre yaşama isteği verdiğini, hangisinin en doğru olduğunu bilemeyeceğini belirtişti. Carlo Ginzburg’a göre okuduğu kitaplar arasında “o muhteşem kitap” diye ifade ettiği Kur’an da vardı. Örneğin cennet hakkındaki tasvirleri Kur’an’da geçen tasvirlere benzemekteydi. Cenneti şölen olarak düşünüyor ve daha adil bir toplum olarak niteliyordu.

Süreç ilerledikçe ve yargılamalar devam ettikçe Menocchio’da direnci kırılmaya başladı. Engizisyona daha fazla direnmeyerek hata ettiğini kabul etti ve serbest bırakıldı. Dışarıdaki yaşamında yine bildiğini okudu. Fikirlerini ulu orta söylemeye ve yaymaya devam etti. Şikayetler başlayınca tekrar hapse atıldı ve bu sefer hayatının geri kalanını masrafı çocuklarına ait olmak üzere hapiste geçirmeye mahkûm edildi. Engizisyonun bile dize getiremediği köylü olarak ünü köy sınırlarını aştı. Baskıya daha fazla direnemeyen engizisyon Menocchio’yu idam etti.

Peynir ve Kurtlar Diğer Özet

Belleğimiz sıradan insanlara karşı neden bu denli acımasız? Kopernikci evren kuramının ateşli savunucusu, skolastisizmin gözükara düşmanı Giordano Bruno’nun Engizisyon’ca yakıldığını, ya da Galileo Galilei’nin Kilise tarafından yargılanarak düşündüklerinin tersini ilan etmeye zorlandığını handiyse ilkokul çocukları bilir de, “ateist” olduğu gerekçesiyle 1599’da bizzat Papa VIII. Clement’in isteğiyle kazığa oturtularak öldürülen Montereale’li yoksul değirmenci Domenico Scandella’nın ya da hemşehrileri arasındaki adıyla Menocchio’nun adı neden unutulup gitmiştir?

Sorunun yanıtı galiba içinde gizli: Menocchio “sıradan” biriydi. Bizlerse tarihi “seçerek” yeniden-kurguluyoruz. Parlak başarıların, “çağına damgasını vuran” kişiliklerin, (Oysa çağın, üzerine damga vurulduğundan genellikle haberi olmuyor; belirli bir dünya görüşünü içselleştirmiş, bundan kalkınan tarihçiler, kuramcılar, ideologlar, geriye yansıttıkları projektörleriyle çağa damga vurulduğunu ve bu damgayı “kim”lerin vurduğunu bizlere belletiyorlar.), büyük savaşçıların, usta “devlet adamları”nın, ünlü düşün ve sanat insanlarının, başat siyaset, felsefe, bilim, sanat akımlarının tarihini yazıyor, okuyor, öğreniyoruz. Bu nedenle de, yazılı belgelerden okumaya başladığımız andan itibaren “seçkin”ler, “önder”ler (Hammurabi, Pericles, Platon, Caesar, Xerxes, Aziz Augustinus, Harun el Reşid, Papa Innocent, Christoph Colomb, Galileo Galilei, Kanunî Süleyman, Jean-Jacques Rousseau, Bismarc, Lenin, Atatürk, Churchill…) üzerine kurguladık tarihi. “Tarihi yapan adsız yığınlar” ise güme gitti hep. Önder-kitle diyalektiği hep tek yanlı bir vurguyla deformasyona uğraya geldi; tarih-yazıcılığında başat eğilim, tarih “seçkinlerinin içinde yüzebildiği denizin, soluduğu atmosferin, sözün kısası onları vareden toplumsal ortam ve zihniyetlerin (Kuşkusuz, “zihniyet(ler)”den, Ginzburg’un da eleştirdiği (s. 18) tüm bir çağı ve toplumu kapsayan bir kollektivite soyutlamasını anlamamak, farklı sınıf ve toplumsal kesimlerin farklı zihniyetlerle biçimlendiği ve farklı zihniyetleri biçimlendirdiğini kabullenmek koşuluyla.) görmezden gelinmesi oldu çok uzun bir süre: “Tabii sınıflar artık tarihçiler tarafından görmezlikten gelinmese de ‘sessiz’ kalmaya mahkûm edilmişlerdir”, (s.15.)

Tarihçi Carlo Ginzburg, Peynir ve Kurtlar’da farklı bir yol izliyor. Kaldı ki, kitabın “Önsözünde bunu gerekçelendiriyor da: “Brecht’in ‘okumuş işçisi’ daha o zamanlar bile ‘Yedi kapılı Thebai’yi kim inşa etti’ diye soruyordu. Kaynaklar bu isimsiz duvarcılar konusunda bize hiçbir bilgi vermiyor, ama soru bütün anlamını koruyor” (s. 7).

Ginzburg önemli sorulardan hareket ediyor: “…Bu noktada tabi sınıfların kültürüyle egemen sınıfların kültürü arasındaki ilişkiyle ilgili bir diyalog başladı. Bu kültürlerden ilki, acaba hangi dereceye kadar ikincisine bağımlıydı? Ve, tabi sınıf kültürü hangi ölçüde kısmî olarak bağımsız bir içeriğe sahipti? İki kültür düzlemi arasında karşılıklı bir hareketten söz edilebilir miydi? (s. 9).” Ve yanıtlıyor: “Kültürel ikiye bölünme vardır ama aynı zamanda, özellikle 16. yüzyılın ilk yarısında, egemen sınıflarla tabi sınıfların kültürleri arasında dairesel, karşılıklı bir etki söz konusudur” (s. 11).

Peynir ve Kurtlar’da keşfedilmeye çalışılan, tam da bu: Ginzburg, Menocchio’nun öyküsünde, matbaanın icadı ve Reformasyon Hareketi’nin mümkün kıldığı bir kültürel etkileşimi, titiz bir irdelemeye tabi tutmuş: “Matbaa, onun içinde büyüdüğü sözlü geleneği kitaplarla karşılaştırma ve içindeki fikir ve fantezileri ortaya çıkaracak kelimelerle beslenme imkânını sağlamıştı. Reform ise duygularını dilediği gibi papaya, kardinallere, hükümdarlara değilse bile, köy papazına, hemşerilerine ve engizisyonculara ifade etme cesaretini vermişti” (s. 19).

Montereale’li değirmenci Menocchio, 16. yüzyıl Batı Avrupa’sında yaşayan sıradan bir insan: “Çalışma koşulları değirmencileri -tıpkı hancılar, meyhaneciler ve gezgin zanaatkârlar gibi- yeni fikirleri benimsemeye ve yaymaya yatkın bir meslek haline getiriyordu” (s.152). Ama bir o kadar, yani hemşerilerince tecrit edilecek, yıllarca Engizisyon önünde sorgulanacak ve nihayet Papa’nın da onayıyla (Giordano Bruno’yla aşağı yukarı aynı zamanda) idam edilecek kadar da sıra dışı. Nedir Menocchio’yu sıradışı kılan? Değirmenci, bir halk filozofu; hem de devrimci bir filozof. Yaşamı boyunca pek dışına çıkmadığı küçük kasabasında, İtalya’nın Montereale’sinde, Katolik Kilise’nin resmi öğretisine taban tabana zıt görüşler öne sürüyor sürekli. Kendine özgü bir kozmogonisi var; diyor ki örneğin, “Ben dedim ki, fikrimce, her şey bir kaos, toprak, hava, su, ateş birbirine karışmış, bunun içinden bir kitle biçimlenmiş -tıpkı peynirin sütten yapılışı gibi- ve içinde kurtlar oluşmuş, bunlar da melekler. En kutsal haşmetli bunların Tanrı ve melekler olmasını emretti, melekler arasında Tanrı da vardı, o da bu kitlenin içinden, aynı zamanda yaratılmıştı, o efendiydi, dört adamı vardı, Lucifer, Mihail, Cebrail ve Rafael. Lucifer krala eşit bir efendi olmak için mücadele etmeye kalktı, halbuki kralın gücü Tanrı’ya aitti, Tanrı da onu bu kibri yüzünden cezalandırarak bütün eşi dostuyla cennetten kovdu; sonra bu Tanrı, Adem ve Havva’yı ve kovulan meleklerin yerini alacak sayıda insanı yarattı. Sonra bunlar da Tanrı’nın emrini dinlemeyince, Oğlunu yolladı, onu da Yahudiler yakaladı ve çarmıha gerdi” (s. 28).

Kutsal Kitap’daki Tekvin’in cahil bir adamın zihnindeki kırılmaları mı? Öyle olmasa gerek. Menocchio’nun oldukça sistemli ve dirençli bir kurgusu var: “Azizlere küfretmek günah değildir, ama Tanrı’ya küfretmek günahtır”… “Tanrı’nın kim olduğunu zannediyorsunuz? Tanrı küçücük bir nefesten başka bir şey değildir, insan ne olduğunu hayal ederse odur”… “Gördüğümüz her şey Tanrı’dır, biz de Tanrıyız”… “Gökyüzü, yeryüzü, deniz, hava, cehennem, hepsi Tanrı’dır”… “Ne sanıyorsunuz, İsa’nın Bakire Meryem’den doğduğunu mu? Hem onu doğurmuş, hem de bakire kalmış olması mümkün değil. En doğrusu şöyle demek, iyi bir insandı, ya da iyi bir insanın oğluydu” (s. 26). … “Yüce Tanrı Kutsal Ruhu herkese vermiştir, Hıristiyanlara da, sapkınlara da, Türklere de, Yahudilere de; onun gözünde hepsi değerlidir, hepsinin ruhu da aynı şekilde kurtulur”… “Siz papazlar ve keşişler, siz de Tanrı’dan daha fazla şey bilmek istiyorsunuz, şeytan gibisiniz, yeryüzünde Tanrı olmaya kalkıyorsunuz. (…) Aslında bir insan ne kadar çok bildiğini sanırsa o kadar az biliyor demektir.”… “Kilise’nin kanununun ve emirlerinin hepsinin aslında ticaret olduğuna inanıyorum; hayatlarını bununla kazanıyorlar.”… “Bence doğduğumuz anda vaftiz edilmişiz demektir, çünkü her şeyi kutsayan Tanrı bizi de vaftiz etmiştir; ama öbür vaftiz bir uydurmadır, papazlar insan ruhlarını daha doğmadan sömürmeye başlarlar, öldükten sonra da sömürmeye devam ederler.”… “(Evliliği) Tanrı koymadı, insanlar koydu. Eskiden bir erkekle bir kadın birbirlerine söz veriyorlardı bu da yetiyordu; sonra bu insan icadı ortaya çıktı” (s. 32). … “Ha papaza ya da keşişe gidip günah çıkartmışsınız ha bir ağaca, hiç farketmez” (s. 33).

Reformasyon hareketiyle sarsılan yetkesini Karşı-Reformcu bağnazlıkla restore etmeye çabalayan Katolik Kilise ömründe kasabasının dışına çıkmamış bu kır filozofunun konuşmalarına tahammül gösteremezdi: Montereale papazının ihbarıyla tutuklandı, yıllar süren sorgusunun sonunda da kazığa oturtularak idam edildi.

Carlo Ginzburg, mahkeme tutanaklarından hareketle, Menocchio’nun düşünsel evrenini, (tutanaklarda okuduğunu söylediği) kitaplardan da yararlanarak, bir detektif titizliğiyle kurguluyor Peynir ve Kurtlarda. Ve bu titiz, zorlu, ayrıntılardan gözünü esirgemeyen çalışmanın sonunda ortaya 16. yüzyıl sonu Batı Avrupası’nda “halk kültürünün bir kesitine ışık tutan şaşırtıcı bir tablo çıkıyor.

Tablonun şaşırtıcı ve üzerinde durulması gereken yönü, 11. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa’da boy veren ve 15. yüzyılın Hussite (Adını Almanlara karşı Çek ulusalcılığını vazeden ve kilisede reform isteyen ve Almanların ağırlık koyması sonucu Engizisyon tarafından yakılarak öldürülen Jan Hus’ün (1373-1415) adından alan Bohemya’daki erken ulusalcı ve ön-Reformasyoncu hareket) köylü ayaklanmalarına dek uzanan, Reformasyon hareketinin öncüsü Cathare, Waldens (11. yy.), Lollardlar, Hussitler vb. “rafızî” (daha doğrusu Kilise tarafından bu damgayı yiyen) hareketlerin (S. Özbudun, “Ortaçağda Hıristiyan Rafızîliği” İskenderiye Yazıları, 1997: 8, 31-41’e bakılabilir.) Kilise karşıtı ezilenlerden, yoksullardan yana fikirlerinin, ortalığın göreli yatıştığı, dinsel çatışmaların son bulduğu, Kilise’lerin ayrışma sürecinin tamamlandığı bir dönemde (ve öyle anlaşılıyor ki “münferiden”: Menocchio yalnız bir devrimcidir; görüşleri hemşerileri tarafından “çılgınlık”, “sapkınlık” sayılmaktadır) “halk kültürü” içinde süregidişi ve aktarımıdır.

Menocchio’nun Luther’in kişiliğinden etkilenmekle birlikte, [Ginzburg daha çok Anabaptist etkilenimleri vurgulamakta, (s. 41)] bir Protestan sempatizanı olmadığı anlaşılıyor. Dünya görüşü ve din anlayışının, olsa olsa kadîm, paganistik unsurlara hayat veren, “özerk bir köylü köktenciliği” (s. 44) çerçevesinde biçimlendiği anlaşılıyor. Engizisyon yargıçlarının onun hakkında verdikleri ilk hükümde, manişeist düalizmi ve Origen’in fikirlerini canlandırmakla suçlanıyor, (s. 122). Menocchio’nun öğretileri, şaşırtacak ölçüde maddeci; (Ginzburg “Hıristiyanlık, yeni Platonculuk ve skolastik felsefeden beslenen terimler kullanarak Menocchio, köylülerin nesilden nesile geçen temel, içgüdüsel maddeciliğini ifade etmeye çalışmıştı” diyor. s. 89) engizisyon sorgucusuna yaptığı açıklamalarda savunduğu “kendinden hareketli kaos” ve onun içinde yaratılan ve “madde olmasa hiçbir şey yaratamayacak olan, hava, su, ateş ve toprak olan Tanrı fikri” (s. 81-83), Menocchio’yu ateist maddeciliğin eşiğinde tutuyor. Ancak daha da önemlisi, Katolik Kilise’ye karşı yürütülen mücadelenin fikirlerinin, onda erken bir “sınıf bilincinin verilerini oluşturması. Dinsel retoriği, ezilenlerden yana tartışmalarına haklılık kazandırmak için kullandığı rahatlıkla izlenebiliyor: Örneğin, “yeryüzündeki cennetin malı mülkü olan beyefendilerin hiçbir iş yapmadan yaşadığı yer olduğuna inanıyorum,” (s. 106) ya da “[Kilise’nin] Efendimiz İsa Mesih tarafından kurulduğu zamanki gibi sevgiyle yönetilmesini istiyorum… şimdi debdebeli ayinler var, halbuki Efendimiz İsa Mesih debdebe istemez” (s. 107) derken… Görüşleri ve vaazları “Kilise-içi bir düzeltim çabasından çok, bir “toplumsal değişim isteğine denk düşüyor. Bu bakımdan, onun geç kalmış bir rafızi, ama erken bir devrimci olduğunu söylemek sanırım abartı olmayacaktır.

Carlo Ginzburg, Ortaçağ ve Ortaçağ sonrası “yüksek Avrupa kültürüyle halk kültürü arasında her iki yönde hareket eden gizli, ama verimli bir alışverişin belirleyici olduğu bir dönem” (s. 158) den söz ederken, kuşkusuz Rönesans ve Reformasyon hareketiyle Katolik Kilise’nin egemenliğine karşı bayrak açan Avrupa burjuvazisinin fikirlerinin kadim bir maddeciliğe ve eşitlikçi ütopyalara yatkın köylülüğün dünya görüşüyle girdiği rezonanstan söz ediyor. Ancak Almanya’daki köylü ayaklanmaları, Kilise için olduğu kadar, burjuvazi için de bir bakıma bir “erken uyarı” olmuştu: “O sıralar, sınıflar arasındaki mesafe bir yandan korunur, hatta daha da vurgulanırken, hem ideolojik hem de fizikî anlamda, yukarıdan gelen her türlü denetimden kopma tehdidi savuran kitleleri yeniden fethetme gereği, çarpıcı bir biçimde egemen sınıflar tarafından kabul görmüştü” (s. 159). Menocchio bu koşulların biçimlendirdiği ortamda, Engizisyon tarafından iki kez yargılandı, suç ortaklarını itiraf etmesi için işkenceye uğratıldı ve idam edildi. Santa Severina Kardinali’nin onu yargılayan Friuli engizisyoncusuna yazdığı mektupta Papa’nın bu konudaki ısrarı vurgulanıyordu: “Yüce Efendimiz adına, korkunç ve iğrenç aşırılıklarının cezasız kalmaması, tam tersine, adil ve sert bir cezayla o bölgelerde diğerlerine ibret olması için, davanın ciddiyetinin gerektirdiği ihtimamı bir an bile elden bırakmamanız gerektiğini size bildiriyorum. Bu nedenle cezayı davanın ehemmiyetinin gerektirdiği hız ve kararlılıkla infaz etmekte tereddüt etmeyin. Bu, efendimizin kesin isteğidir” (s. 160).

O bölgedeki diğerleri? Evet, Menocchio’nun idamından kısa bir süre sonra, Friuli Engizisyonuna bir ihbar daha gelmişti: “Bu kentte… Marcato ya da belki Marco adında biri var, beden öldüğünde ruhun da öldüğüne inanıyor…”

Peynir ve Kurtlar Kısa Özet

Carlo Ginzburg’un işi daha da zormuş, çünkü bilindiği gibi tarih yazımı daha ziyade egemen sınıfların tekelindeymiş. Bu bakımdan on altıncı yüzyılda yaşamış naif bir değirmencinin hikayesinde sınırlı kaynak nedeniyle akılcı yoruma daha çok ihtiyaç olmakta. Değirmencinin soruşturma, yargılama sürecinden ziyade onun yaşadığı aydınlanma daha çok merak konusu. “Naif” kelimesini burada bir daha kullanıp değirmenci Menocchio’yu özetleyen kelimenin bu olduğunu söyleyelim. Engizisyon kitaplarına ve yazılarına el koyduğu için Ginzburg daha ziyade onun beslendiği düşünülen kaynaklar üzerinden, onun aydınlanma sürecini okuyor.

Matbaa ve Reform’un Menocchio’nun fikirlerinin oluşmasında etkisi inkar edilemez. Burada Walter Benjamin’i anarak tekniğin sadece sanat eserlerin çoğalmasında işe yaramadığı, kişinin bilinçlenme serüveninde de başat rol oynadığını söyleyelim. Bu nedenle de Batı’daki dönüşümlerde matbaa’nın rolünü atlamamak lazım. Lutherci görüşler İtalya’yı ne derece etkilemiş olsa bu görüşleri keskinleştirip yaymaya çalışan Anabaptistler’in Menocchio’nun gelişimine katkısı çok. Papalığa karşı olan ve ilk günahı reddedikleri için vaftize karşı çıkan Anabaptistler Münster’de Köylü Savaşları sırasında baş aktör konumundaydılar. İşte Menocchio’nun asıl hikayesi tabandan gelen bu sınıfsal hareketliliğin ve kilise karşıtı söylemin Cizvitlerin aracılığıyla sönümlenmesine bağlanabilir…

İlk soruşturmanın neticesinde suçlu bulunup hapis cezası ile cezalandırılan Menocchio nedamet getirdiği için affedilir ve o zamanki aynı pozisyondakilere giydirilen habitello adlı üst giysiyle gezmesine izin verilir ancak. Zamanla kriptoluğa isyan edecek olan Menocchio’nun habitelloyu üstünden atması da sonrasında an meselesi.

Peynir ve Kurtlar Arka Kapak

On altıncı yüzyılın sonları. İtalya’nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği bir değirmenci yaşar. Latincesi kıt olan bu yoksul köylü koskoca Engizisyon’a meydan okur. Eline geçen, halk diline çevrilmiş, içlerinde Kuran’ın da bulunduğu bütün kitapları okuyan Menocchio, o karanlık çağda kendi evren kuramını yaratır. Ona kalırsa dünya, kaostan, bozulan peynirde oluşan kurtlar gibi türemiştir. Tanrı, gücünü herkese; “Yahudilere, Türklere, Hıristiyanlara ve hatta sapkınlara” eşit olarak vermiş, kimseyi kayırmamıştır. İsa’ya gelince, o da sıradan, yoksul bir köylüdür. Cehennem de araf da papaz ve keşişlerin halkı soymak için uydurdukları şeylerdir.

Engizisyon karşısında bir türlü geri çekilmeyi bilmeyen bu bilgiye susamış köylü, bütün din iktidarını karşısına alır. Yargıçlarına, “beni ölüme yollarken siz benden çok korkuyor olabilirsiniz,” diyen ve inançlarını inkâr etmediği için diri diri yakılan matematikçi filozof Giordano Bruno ile aynı dönemde Engizisyon tarafından ölüme mahkûm edilir.

Ginzburg, halk kültürünün iktidar karşısındaki konumunu incelerken, günümüze kalan belgeler ve Engizisyon kayıtlarından yola çıkarak tarihi yeniden yazıyor. Peynir ve Kurtlar, bir detektif romanı gibi okunan, kışkırtıcı bir kitap…

Peynir ve Kurtlar Eleştirisi

Peynir ve Kurtlar, bir mikro tarih kitabı. On altıncı asrın sonlarındayız. İtalya’nın bir dağ köyünde herkesin Menocchio dediği bir değirmencinin hayatını okuyoruz. Peyderpey bir din sosyolojisi ve felsefesi kazısına dönüşen kitap, Menocchio’nun mahkeme kayıtlarından, okuduğu kitaplardan iz sürüyor. Tahta Gözler‘ini [2009] de sevdiğimiz Carlo Ginzburg, reform, kilise, dini kurumlar, Engizisyon mahkemeleri derken dönemin derinlikli bir bilançosunu da çıkarıyor. “Peynir ve Kurtlar”ı çok keyifle okudum, hatta bayağıdır en çok keyif alarak okuduğum kitap. Farklı bir tarih kitabı. Değirmencinin söylemlerini tekrar tekrar analiz ediyor Ginzburg.

“Şeyleri olduğu gibi görmemize olanak sağlayan mesafe tam olarak ne kadardır?” Ginzburg, Tahta Gözler’de bu soru ile birbirine bağladığı dokuz denemede mesafe kavramının peşine düşüyordu. Ki filolojiden popüler kültüre, etikten felsefeye öyle detaylar ve örneklerle ilerliyordu ki, kitabı elinizden bırakamıyordunuz. Peynir ve Kurtlar’da ise Latincesi kıt, fakir bir köylünün Engizisyon’a meydan okumasından nerelere varıyor Ginzburg. Simsiyah bir atmosferde, kendi güneşli evrenini kitaplarla üreten Menocchio, peynirden ve kurtlardan farklı bir teori yaratıyor.

Peynir ve Kurtlar Yorumları

Carlo Ginzburg, California Üniversitesi’nde İtalyan Rönesansı Araştırmaları profesörü. Özellikle geniş ölçekli tarihsel çalışmalar haricinde duran olay ve inanışların tarih olarak yeniden kurup bilgi alanımıza dâhil eden isimlerden biri. Engizisyon’a kafa tutan, kendi düşündüklerinde ısrarcı, bilgiye susamış bir köylü vesilesi ile dönemin din kurumlarını, toplumu irdeliyor. Engizisyon kalıtlarından, günümüze erişebilen belgelerden yararlanıyor, bambaşka tarih anlatılarının mümkün olabileceğini gösteriyor. Muhakkak okuyun isterim.

Çarpıtmalardan söz ederken, kuşkusuz ki abartmaya gerek yok. Bir kaynağın “nesnel” olmaması (hatta bir envanter de nesnel değildir) yararsız olduğu anlamına gelmez. Düşmanca kaleme alınmış bir vakayiname, isyan halindeki bir köylü topluluğu konusunda değerli bir tanıklık sunabilir.

Bana kalırsa Latince konuşmak yoksullara ihanettir, çünkü mahkemelerde yoksullar ne söylendiğini anlamıyor ve eziliyorlar; iki kelime söylemek isteseler, bir avukata ihtiyaç duyuyorlar.

Bir defa daha, sanki karanlık bir tünelde yolculuk ediyor gibiyiz..

Mikro tarihin kurucusu babası diyebileceğimiz yazarın gözüyle Avrupa’yı farklı bir bakış açısı ile sunma imkanı veren bir eser.

Mikro tarihçiliğinin titiz örneklerinden ve bunu okuyucuyu sıkmayan üslubuyla destekleyen nadir tarih çalışmalarından birisi.

Toplum içinde bir değirmencinin hayatını konu edinen kitap, normal bir insanın tarihini anlatıyor. İlgi çekici, etkileyici bir eser. Metis kitapları çok harika.

Literary Theory dersinden sonra okumak çok daha anlamlı oluyor.

Carlo Ginzburg – Peynir ve Kurtlar Özet

Kitabın Yazarı: Carlo Ginzburg
Kitap Türü: Psikoloji Romanları
Yayınevi: Metis Yayıncılık
Yayınlandığı Yıl: 2016
Sayfa Sayısı: 240
ISBN: 9789753420983
Çeviren: Ayşen Gür
İlk Yayınlanma Tarihi: 1999
Dili : Türkçe

Carlo GinzburgKitap ÖzetiKitap ÖzetleriMetis YayıncılıkPeynir ve KurtlarPeynir ve Kurtlar Kitap ÖzetiPeynir ve Kurtlar ÖzetPsikoloji KitaplarıPsikoloji RomanlarıRoman ÖzetiRoman Özetleri

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.