Kumpanya Kitap Özeti

Kumpanya Kitap Özeti

Kumpanya Kitap Özeti
24.01.2021
83
A+
A-

Kumpanya Kitap Özeti

Sait Faik’in ilk olarak 1951’de yayımlanan bu öykü kitabının içinde Kumpanya, Kriz ve Gauthar Cambazhanesi isimli üç öykü yer almaktadır. Kitaba adını veren öykü 1975 yılında Tuncer Baytok ve Tanju Turunç tarafından televizyon filmi olarak uyarlanmıştır.

Kumpanya: Kör Halit, Saffet Ferit, Moruk Salih, Dayı Remzi, Dayı Emin, Suat, Recai ve trupun diğer üyeleri bir kahvede oturmuş yeni kuracakları gezici kumpanyanın ismi konusunda tartışmaktadırlar. Ancak ortada daha önemli bir sorun vardır. Bu iş için gerekli bütçeyi nasıl sağlayacaklardır? Geçmişte bu işin ne kadar kolay halledildiğinden dem vurulurken Saffet Ferit’in aklına savaştan önce 250 lira borç verdiği Hasan Tahsin Sarıca gelir. Ferit verdiği borcu geri isteyemeyen insanların nahifliğiyle bu duruma yanaşmasa da Kumpanya Müdürü Kör Halit alacağın tahsili için gönüllü olur. Bir zamanlar peynircilik yapan, savaş sonrası zenginlerinden Hasan Tahsin Sarıca bu talebi duyunca Halit’i Ömer Abid Hanındaki lüks yazıhanesinden adeta kovarcasına uzaklaştırır. Ne yapacaklarını düşünen ikilinin yardımına lise mezunu, babası gibi tiyatro aşığı Suat gelir. Suat’ın annesi Zilha Hanım kumpanya için güya elindeki on altını bağışlamıştır. Halit ve Ferit ailenin durumunu bildiklerinden bu habere inanmazlar ve Zilha Hanımın kefen parası olarak ayırdığı altınları kadına iade ederler.

Aradan zaman geçmiş, Kör Halit gerekli parayı bulmuş, 14 kişilik ekip trenle A. kasabasına doğru yola çıkmıştır. Aralarına genç ve güzel bir kadın olan Sitare de katılmıştır. Kısa sürede kumpanyanın yıldızı haline gelen Sitare, hem Halit’le Ferit’in hem de kasabanın ileri gelenlerinin aklını çeler. Ancak tercihini kasabanın tüccarlarından Keresteci Rıza’dan yana kullanıp onunla Yalova’ya kaçarak kumpanyanın dağılmasına neden olur.

Ferit’le Halit’in durumuna gelince; biri Sular İdaresinde tahsildarlık yaparken diğeri de Samatya da küçük bir kahve işletmekte hâlâ Şehzadebaşı’nda kuracakları, ismini bir zamanlar Sitare’nin verdiği Ağlayan Nar, Gülen Ayva Kumpanyası için planlar yapmaktadırlar.

Kriz: Altmış yaşındaki Emekli Miralay Rıza Bey, yirmi yaşındaki oğlu Necmi’yle birlikte Karagümrük’teki Devegeçmez Sokağında eski bir evde oturmaktadırlar. Günlerini mahalle kahvesinde iç ve dış politikanın sorunları hakkında konuşarak geçiren Rıza Bey, kimi zaman da dünya siyaseti hakkında yeni fikirler edinebilmek için devrin entelektüellerinin toplandığı Beyazıt’taki Küllük Kahvesine uğrar. Darülfünunda öğrenci olan Necmi ise bir arayış içerisindedir. Şehzadebaşı kahvelerinde kumar oynamakta, Madam Kalyopinin işlettiği randevu evinde çalışan Mabudeyle gönül eğlendirmektedir. Rıza Bey oğlunun bu hovardalıklarına ses çıkarmaz, hatta bunlardan gizli bir kıvanç bile duyar. Baba oğulun arasındaki çatışmanın fitili bir akşam İspanya İç Savaşı hakkında yapılan bir sohbetle ateşlenir. Rıza Beye göre cumhuriyetçilerle milliyetçilerin arasındaki bu savaştan en çok yara alanlar şehirler, katedraller, kiliseler, tarihi eserler gibi toplumsal yapıyı oluşturan manevi değerlerdir. Necmi ise bu fikre karşıdır. Ona göre tüm bu değerlerin en üstünde insanlık vardır. İnsanlar mutlu olduktan sonra tüm bunlar yeniden inşa edilir. “Gözleri hayat dolu bir çocuğun idamı ile Süleymaniye Camisinin yıkmak arasında kalınsa hangisini tercih edilmelidir?” Oğlunun fikirleri karşısında öfkelenen baba söylenerek evden çıkar. Necmi ise geceyi pencere kenarında sevdiği insanları düşünerek geçirir.

Necmi bir akşam Mabudesinden dönerken Üsküdar İskelesinin bekleme odasında on iki yaşlarında biri muhacir, diğeri Puşkin’in çocukluğuna benzeyen, kıvırcık saçlı, Arap melezi iki hamal çocuk görür. Çocukların sohbeti öyle içini ısıtır ki onlara para vererek bu samimiyeti bozmak istemez. Balık pazarında bir meyhaneye oturduğunda bile aklında küçük Arap çocuğu vardır. Meyhanede ona tarih öğretmeni, şair ve eleştirmenden oluşan bir grup eşlik eder. Necmi bu aydın kalabalığına babasına daha önce sorduğu sorunun muhtevasını biraz değiştirerek sorar: “Ünlü Mona Lisa tablosunun bulunduğu Louvre Müzesi yanarken alevlerin içine girseniz Mona Lisa tablosunu mu kurtarırsınız yoksa o an orada bulunan ve size kollarını uzatan küçük bir zenci çocuğunu mu?” Herkes Mona Lisa’nın kurtarılmasının Leonardo da Vinci’nin kurtarılmasına eş değer görmekte ve tercihini o yönde kullanmaktadır. Tarihçi ise “sadece insan olduğu için” çocuğu kurtarmayı seçer. Arkadaşının bu cevabı Necmi’nin onunla gönül bağı kurmasını sağlamıştır.

Necmi eksikliğini hissederek arayışa girmesinin kaynağını bulmuştur. Aradığı şey sevgidir. Bunu da somut bir şekilde Leman’da bulur ve bunun verdiği güçle eğitimine yeniden sıkıca sarılır.

Gauthar Cambazhanesi: Sait Faik Fransa’ya ilk gittiği sene yaşadığı yalnızlıktan bir yılbaşı gecesinde tanıştığı 17 yaşındaki İsviçreli Georges sayesinde kurtulur. Zamanla kendini Georges’in yakın arkadaşı Hristo’nun da yer aldığı sekiz kişilik bir arkadaş grubunun arasında bulur. Bu grubun en büyük eğlencelerinden biri Isère Nehrinin kordon boyuna kurulan Cirque Gauthar’a gitmektir. Ancak bu keyif iki dostun kopuşuna neden olacaktır. Kendisini seven iki erkek arasında kalan cambaz kızı Isolde çareyi, geceleri Hristo’yla gündüzleri ise Georges’le geçirmekte bulmuştur. Ancak bu ikili hayat zamanla iki erkeği birbirine düşürür. Hristo’nun ettiği evlenme teklifini reddeden Isolde de sirkte iş bulan Georges’le nişanlanmayı seçerek bu garip ilişkiyi sonlandırır. On gün sonra Cirque Gauthar, Grenoble’den ayrılır. Hristo da o akşam ülkeden ayrılarak memleketi Yunanistan’a döner.

Kumpanya Hikaye Özetleri

Kumpanya

Kitaba adını veren ilk öykü diğer iyi öyküye (diğer ikisi 16 sayfa) oranla daha uzundur. Hikayenin başlangıcında bir grup insan kuracakları kumpanyanın ismini tartışmaktadır. O sırada gruptakilerin ismi karakteri belli olur. Saffet Ferit baş aktördür. Suat grubun gençlerindendir. Moruk Salih arada lafa karışır kendi düşüncelerini söyler. Kör Halit son tuluat sanatçılarından biri sayılır, kumpanyanın müdürü gibidir ve grubu o yönetir. Birçok insan daha vardır tabiî aralarında. Ama asıl kurgunun ekseni Saffet Ferit ve Kör Halit arasında geçiyor. Ve Halit’in kumpanyaya dahil etmek istediği güzel Sitare var tabii.

İlk başta tartıştıkları kumpanya ismini kenara bırakıp önce kumpanya için nasıl para toplayacaklarını düşünmeye başlarlar. Saffet ile Halit bu işi kendilerine vazife görür ve aramaya başlarlar. Eskiden Saffet’in borç verdiği birine -her ne kadar Saffet bundan çekinse de- bile gidilir ama adam artık çok değişmiş tüccar olmuştur. Borcu almaya gelen Halit’i de, getirdiği mektubu yazan Saffet’i de tanımaz bile ve apar topar gitmesini söyleyerek şiddetle kovar. Zenginleştiğinde ruhu fakirleşen bu adamın kibri ve değişen kişiliği Saffet’i hüsrana uğratır ama Halit bundan etkilenmez. İnsanların çoğunun böyle aşağılık yaradılışlı olduğunun farkındadır. O sırada Suat gelir annesinin kumpanya için altınlarını verdiğini söyler. İlk başta bunu duyan ikili sevinir lakin sonra şüphe ederler. Suat’a bu parayı annesi kendi rızası ile mi vermiştir gerçekten? İşin aslı öyle değildir tabii. Parayı alıp Suat’ın evine gider ve annesine parayı teslim ederler. Annesi ise Suat’ı tiyatrodan uzaklaştırmaya çalışmalarını, artist olursa sürüneceğini vs. söyler. Klasik anne tepkisidir tabii bu, artist olup da ne olacak diye düşünen ebeveyn profili. Çıktıktan sonra ikisi kadının haklı-haksız olup olmadığı üzerine tartışırlar. Hem haklı hem haksızdır. Haklıdır, çünkü oğlunun garantili bir geleceği olsun ister, iyi para kazanmasını ister her anne gibi. Haksızdır, bu uğurda oğlunun asıl isteğini görmezden gelir, onun üzerinde bir baskı oluşturmaktadır.

Ve bir şekilde para toparlanır ve yola çıkılır. Kumpanyanın baş ikilisi ikinci mevkiye geçer, diğerleri ise üçüncü mevkidedir. Bunun bir üstünlük taşımadığı üzerine bahsedilse de aslında içten içe bu ikilinin bir ayrıcalık hissettiği bellidir. Yolculukta birisiyle tanışır ve sohbet ederler, adamın gideceği yer hakkında bilgi alarak orada gösteri yapmaya karar verirler. Yerleşir ve gösterilere başlarlar. Giderek seyirci sayısı artmaktadır, bunun nedeni üzerine bir süre düşünülür ve asıl nedenin Halit’in ısrarıyla kumpanyaya katılan güzel Sitare olduğuna kanaat getirilir. Halit çoktan Sitare’ye vurulmuştur, bunu da pek çok konuşmalarında ima eder. Ama Sitare pek belli etmez hislerini, lafı geçiştirir. Saffet de bir süre sonra Sitare’ye bir şeyler hisseder ve Halit onu kıskanmaya başlar. İkisi arasında sürekli bir gerilim vardır. Bu uzun sürmez çünkü Sitare hakkında birkaç yerden dedikodu duyulur. Birkaç kişiyle de adı geçer. Bu ikisi de yaptıkları hatanın farkına vararak kızı sahnede rezil ederek kopmayı planlarlar. Ama işler istedikleri gibi gitmez, sahneye çıkacakları vakit Sitare çoktan keresteciyle kaçmış Yalova yolundadır. Onun yerine başka bir oyuncu koysalar da seyirciler Sitare’yi ister. Sahneye domates, yumurta atar bağırıp çağırırlar. Sonra da aldıkları tepkiden dolayı kumpanya apar topar döner İstanbul’a. Tuluat bitmiştir, geride “Gülen Ayva, Ağlayan Nar” (Bu ismi de Sitare kasabaya giderken bulmuştur) kampanyasının tasarısını her buluşmada münakaşa etmek kalır.

Kriz

İkinci hikayede ise Mütekait Miralay Rıza Bey vardır. Bütün mahallenin saygınlığını kazanmış, herkese yardım elini uzatmış, düşünceleri önemsenen biri olup çıkmıştır zamanla. Ama siyasi bir mesele hakkındaki düşüncelerini uğradığı bir kahvede (Küllük Kahvesi) kulak misafiri olduğu sözlerle yorumlar. Daha doğrusu, orada söylenenler olarak aktarır. Lakin oradakiler bu söz dinlenmesinden rahatsız olarak birkaç defa ima yollu ortaya konuşurlar. Bu Rıza Bey’in bir de oğlu vardır. Birçok arayış içinde olmasına karşın, üniversite zamanında hiçbir görüşe yanaşamamıştır. Derslerle pek alakadar olmamış, sokaklarda dolaşmıştır. Bir şeyler yapabilme hastalığına sahiptir. Birdenbire bir şeyler olsun ister. Ama bu hastalığının belirtileri azalınca dost meclislerine karışır, sonuna kadar münakaşa ederdi. Ama bu münakaşaların da lafta kaldığını fark etti. Bir sevgili aramaya başladı. Kumar oynadı, kazandıklarını alıp randevuevlerini dolaştı. Bu kızlar arasında mecburen çalışan zor durumda kalan kızlar olduğuna inanıyordu. Ve bunlardan birini buldu: Mabude. Tabii oradaki her kız gibi onun da bir ailevi durumu, buraya neden düştüğünün hazır kalıp hikayesi vardır. Tüm bunlar Rıza Bey’in kulağına gider ama o sadece içten içe övünür oğluyla. Aralarında bir sorun yoktur, ta ki bir akşam yemeğinde açılan İspanyol meselesine kadar. Konuşmada asıl çatışma hayali bir tehlike anında mühim bir sanat eserinin mi yoksa bir insan canının mı feda edilebileceği üzerinedir. Babası sanat eserinin Necmi ise insanın hayatının daha mühim olduğuna karar verir. Aslında hayali ve gereksiz bir konudur, ki babası da böyle düşünerek oğluna sitem eder ge evden çekip gider.

Mabudenin yanına gider, kız tavırlı davranır ve kovar gibi davranır. Necmi dönerken iskelede bekleme odasına atar kendini. Orada sobanın yanı başında iki çocuk görür. Biri kıvırcık saçlı bir zenci kırması görünüşüyle Puskin’in çocukluğuna pek benzemekteydi, diğeri de muhacirdi. Bu ikisi hamallık yapan ve şimdilik ısınmaya çalışan iki arkadaştı. Necmi onların yanına giderek, sohbete katılır. Okumadıklarını öğrenir, içinden yardım etmek gelir ama bu samimi sohbeti de bozmak istemediği için bir şey yapmaz. Sonra bir meyhaneye giriyor ve rast gelen arkadaşları da ona katılıyor. Tabii bu sohbet arasında Necmi babasıyla arasında anlaşmazlık çıkaran konuyu ortaya atıyor. Birinin hayatı mı yoksa bir sanat eseri mi daha mühimdir? Sadece münekkit insan hayatını savunur, diğerleri ise sanat eserini mühim bulurlar. Necmi sohbetin bitmesiyle eve dönerken içinden münekkite yakınlık duyar.

Sonraki kısımda bir kızla beraber yokuşu çıkarken konuşmalarını okuruz. Buluşmak için vakti ayarlar ve ayrılırlar. Sonra da buluştuktan sonra eve dönüş konuşmalarına şahit oluruz. Öyle ki, yokuşu çıkarken o ikisini gören iki kişinin dikkatli bakması üzerine düşünür Necmi. Bu kıskançlığın ve ters bakışın nedenini bulmaya çalışır. Ve insanların ruhunun fena olduğuna kanaat getirir. Kız koluna girmiştir, her şeyi unutmuş ve karmakarışık duygularla yürümeye devam etmişlerdi. Neden sonra bir ağacın gölgesinde öpücükler yolunu bulur. Ondan sonra yollarına devam ederken Necmi konuşur, kız cevap vermez. Sonra birden klasik bir şekilde “Ben, seni seviyorum.” der. Ve bundan sonra da son cümle gelir.

Sonraki gün Necmi, derslere rahat ve huzurla yeniden başlamıştı.

Gauthar Cambazhanesi

Bu son öykü, Semaverdeki “Benimle Beraber Seyahatten Dönenler” seri öykülerinin sonuncusudur. Ve bu üç öykü arasında en çok içime işleyen, okudukça pek bir sevdiğim hikayedir.

Gauthar Sirki’nin gelip gelmediği üzerine konuşur sekiz çocuk. Lakim bu öyküde asıl kurgu üç kişi ve yaşananları dinleyen birinin dahil olduğu olaylar üzerinden gider. Biri Ermeni Hristo, diğeri İsviçreli Georges ve ikisinin de tutulduğu kız Isolde. Ve Hristo’nun bu aşk üçgeninde aralarında yaşananları anlattığı Sait. Hikayeyi anlatan Sait’tir önce bu iki arkadaşından olan Georges ile nasıl tanıştığını anlatır. Ve nasıl birdenbire yakın arkadaş olduklarını, Georges’un bolca anlattıklarını ve on yedi yaşına neler sığdırdığını. Bir ara anlattıklarından hikaye olup olmayabileceğini Sait’e sorarken şöyle der:

“Demek ki, bütün bunlardan sen küçük bir hikaye bile yazamazsın. Yani benden sana hiçbir fayda yok, öyle mi?”

Bu söz Sait’in gücüne gider. İnsan sevdiğinden fayda bekler mi? Beklemeli mi? Böyle bir davranışı bir tür egoizm olarak yorumlar.

Sonra devreye Hristo girer. Sait’ten borç ister, bir de içki ısmarlatır. O sırada anlatır bu aşk üçgenini. Isolde ile tanışmaları. Kıza tutulmaları ve kızın gece Hristo’yla gündüz Georges’la vakit geçirmesini anlatır. Ama Sait de arada içinden bazı şeyler düşünmektedir. Sirkte insanlarda yaşanan değişimi, o heyecanı ve çocuklaşmayı düşünür. Sonra bir palyaço peydah olur, onunla aralarındaki diyalogda aşkın tanımı geçer. Aşk Don Kişot’un yel değirmenidir! Aşık ise tabii ki Don Kişot. Diyalog devam eder, ben bu benzetmede kalır, hayal ederim. Sonra sirkteki fokları anlatır Sait. Hristo sözü alır, aşkını anlatmaya devam eder. Sonunda Isolde Hristo’dan ayrılır. Sonra geri döner ama bu sefer Georges da gelir ve bu üçlü arasındaki gerginlik konuşmayı gerektirir. İlk konuşan Hristo olur. Önce Isolde’a evlenelim der, reddedilir. Sonra Georges’a bu diyarları terk etmeyi teklif eder, reddedilir. Isolde’u yollar, iki erkek baş başa konuşur. O kısım çok duygusal geçer, aşkları ikisinin de canından can koparır. Sonuçta Isolde ve Georges beraber olup giderler. Hristo ise ortada kalır. Sait’ten aldığı borçla gider bir silah alır. Ama kimseyi -kendi de dahil- öldürmeye içi el vermez. Gauthar Sirki şehri terk edince, Hristo da ortadan kaybolur. Bir yılbaşı vakti Sait’e kart yollar. Halini hatırını sorar, Yunanistan’a gitmiştir.

Kumpanya Tanıtım Açıklaması

Kumpanya, Türk yazar Sait Faik Abasıyanık’ın 1951’de yayınlanan hikâye kitabı. Bu kitapta üç uzun öykü yer alır. Kitaba adını veren uzun hikâye Kumpanya, 8 Mayıs 1948 ile 31 Temmuz 1948 tarihleri arasında Yedigün Dergisi’nde Tiyatro Kumpanyası ismiyle yayınlandı.

Kitaba ismini veren öykü olan Kumpanya, tuluat tiyatrolarını ve bu tiyatrolarda çalışan insanların hayatlarını anlatır. Sait Faik, bu hikâyesinde tiyatroda çalışan insanları kullanarak, kent yaşamındaki değişimi de gözler önüne sermektedir. Bu öykünün kendisinden önce yayınlanmış Havada Bulut‘la hiçbir benzerliği yoktur. Havada Bulut‘ta karamsar bir hava hakimdir ve yazara dönüktür. Yazar sadece kendi problemlerini anlatmıştır. Oysa Kumpanya‘da kendini bir tarafa bırakan Sait Faik, tuluat oyuncularının sorunlarını ve yaşamlarını konu edinmiştir. Abasıyanık, bu hikâyeyi 1945 yılında yazdı. Anlattığı bazı ayrıntıları bilebilmesi için tuluatçıların hayatlarını bilmesi gerektiği izlenimi uyandığından, Abasıyanık’ın oyuncu arkadaşları olduğu varsayılır. Ama bu konuda kesin bir kanıt yoktur.

Kumpanya iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm canlı ve nükteli diyaloglar içerir. İkinci bölüm ilk bölümün yarısından daha kısadır ve tuluat tiyatrosu ile ilgili ayrıntılı bilgiler de içerir. Kumpanya‘yı ilk olarak sinemacı Ferdi Tayfur filme çekmek istedi. Bu isteğini Mücap Ofluoğlu aracılığıyla Sait Faik’e ilettiği ve Sait Faik’in teklife çok sevindiği bilinir. Öykü, ayrıca, 1975 yılında televizyon filmi olarak çekildi.

İkinci öykü olan Kriz ise toplumsal bir eleştiri içerir ve Sait Faik’in geçmiş tecrübeleri ile oluşturulmuştur. Kitabın son öyküsü olan Gauthar Cambazhanesi’n, yazar, Fransa’nın Grenoble şehrinde yaşadığı olaylar ve yaptığı gözlemler sonucunda yazmıştır.

Kumpanya Yorumları

Sait Faik öyküleri her zaman hoşuma gider. Yalın ve aynı zamanda insana birçok şeyi sezdiren bir anlatımı vardır. Üslubu sıkmaz, içine serpiştirir güzellikleri. Bazı kitaplarında okurken ilk başta bir hayal kırıklığı yaşıyor gibi olsam da sonradan gayet memnun bir şekilde bitiriyorum. Özellikle Gauthar Cambazhanesi çok hoşuma gitti.

Klasik bir Sait Faik Abasıyanık kitabı diyebiliriz. Sait Faik’in klasiği. Ona has. Ona özel betimlemeleri.

Üç öyküden oluşan kitaptır. Birinci öykü kumpanya 1975 yılında televizyon filmi olarak çekildi. İkinci öykü olan kriz ise toplumsal bir eleştiri içerir ve Sait Faik’in geçmiş tecrübeleri ile oluşturulmuştur. Kitabın son öyküsü olan gauthar cambazhanesin, yazar, Fransa’nın Grenoble şehrinde yaşadığı olaylar ve yaptığı gözlemler sonucunda yazmıştır.

Hikayelerinde hayatlar var, insanlar var, olaylar var.. çok çok güzel

Sait Faik, Türk hikayeciliğinin en başarılı ismi.

Sait Faik’i anlamak ve sevmek için güzel bir eser.

Ne öykü denebilecek kadar kısa ne roman denebilecek kadar uzun… Okuduktan sonra siz de bayılacaksınız

Kumpanya Arka Kapak

[Sait Faik’te] yaşama hırsından başka, hatta ondan daha baskın bir “anlama hırsı” sezer gibi oluyorum. Tabiatı, eşyayı, insanları aynı nizam içinde harekete getiren büyük kanunun sırrını çözmek ister gibi bir hali vardı Sait Faik’in.

İnsanlar, eşya ve tabiat, birbiriyle külçe olmuş, Sait Faik’i hırsla kendine çeken bir muamma haline gelmiştir. Ama Sait Faik’in usulü, bu külçeyi tahlil yoluyla kavramak değildir. Böylesi, âlimlerle filozofların işidir. Sait Faik, sevmek ve yaşamak yolundan şair sezişiyle bu bilmeceyi, çözmek değil, fakat topyekûn kavramak ve içine sindirmek ister. Okuyucudan istediği şey ise, onun da kendi hesabına bu tecrübeyi yapmasıdır. Sabri Esat Siyavuşgil (kitaptan, s. 136)

Sait Faik Abasıyanık – Kumpanya Özet

Kitabın Yazarı: Sait Faik Abasıyanık
Kitap Türü: Öykü Romanları, Hikaye Romanları
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Yayınlandığı Yıl: 1951
Sayfa Sayısı: 148
ISBN: 9786053322573
İlk Yayınlanma Tarihi: 1951

Hikaye Romanlarıİş Bankası Kültür YayınlarıKitap ÖzetiKitap ÖzetleriKumpanyaKumpanya Kitap ÖzetiKumpanya ÖzetKumpanya Roman ÖzetiÖykü RomanlarıRoman ÖzetiRoman ÖzetleriSait Faik Abasıyanık

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.