Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Roman Özeti

Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Roman Özeti

Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Roman Özeti

Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Roman Özeti

Knidos Afroditi

Bu bölümde Knidos kentinin tarihi geçmişi ile ilgili bilgiler aktarılmış. Knidos Afroditi hakkında bilgiler de yer alır. Afrodit’in güzelliği ile ilgili tasvirler vardır. Geçmişte birçok kişi burayı ziyaret etmiş ve Afrodit’in güzelliği karşısında hayran kalıp övgüler dizerler. Bölümün sonunda da Afrodit’in kendini tanıttığı mitolojik bir yazı verilmiştir.

Yedi Adalardaki Balık Bankası

Balıkçı Ahmet adında birine Yunanlı ona güvenerek, senetsiz dört beş bin lira vermiştir. O da diğer balıkçılara dağıtmıştır. Amaç balıkçılar balık tutacak, tuttuğu balıkları kasaya bırakıp kilolarını yazıp Yunan ortaklarına para karşılığında teslim edeceklerdir. Ocak ayıdır. On beş gün denizde kalıp balık tutacaklardı. Yolculuk Yedi Adalaradır. Her an adalar başka bir güzellik gösteriyor. Yedi Adalar bir tuzağa, bir güzellik pususuna benzetilir. Buraya gelen bildiğimiz dünyadan çıkmış olarak tasvir edilir. Ada kıyısından çok düş kıyısına benzediği ifade edilir. Bölümün sonunda balıkçılar istenen kiloda balıkları kasalayıp paralarını almışlardır. Aradan on yıl geçti. Balıkçıların yarısı öldüler, bazıları da boğuldular.

Tam Çoban

Yazar Kisle Büküne yalnız gelmiştir. Burayı tasvir eder, yerdeki kumdan başlar çiçeklerine kadar doğayı kendi düş dünyasında anlatır. Orada gezinirken yanına bir çoban gelir keçilerini kayıkla karşı adaya taşımasını ister. O da kabul eder. Yıllar geçer, o çobanı kasabadaki kasaplara sorar, çoban ölmüştür. O öldükten sonra keçiler çobansız doğada yalnız kalmışlardır.

Ege’nin Öfkesi

Bu hikâye de Ege Denizi’nin öfkesinin tasviri yapılmıştır. Önce fısıldar sonra gök gürültüsü gibi gürler ve patlar. Denizi sertliğinden dolayı Aksi Mahmut diye adlandırırlarmış. Aslında yazar tasvirini insan özellikleri üzerinden anlatmıştır. Biraz karışıklık mevcuttur, anlattığı canlıyı önce insan zannediyorsun sonraları denize ait özelliklerle harmanlanmış buluyorsun.

Halikarnas

Yazar bu hikâyede Halikarnas’ı gezdiğini anlatır. Öncelikle gezisine Bodrum Kalesinden başlar, onun tarihi hakkında bilgi verir. Koca kale savaştan kalma top ateşine uğramış izleri üzerinde taşır. Bir yarımada vardır ki kale de onun üzerindedir. Kentin bütün dükkânları ve binaları eski binaların arasına kurulmuştur. Yazar kenti gezerken bizlere eşsiz tasvirlerle kenti tanıtır. Kayıkları mandalina ve portakal bahçesine, evleri de denize açılıp sünger avlayan balıkçılara benzetir. Denizin köpükleri beyazdır, Afrodit’in bedenini bu köpüklerin beyazından yaratabildiğini söylerler. Kıyılarda, sokaklarda çocukların çıplak ayaklarla dolaştıkları ifade edilir. Geziye devam ederken tiyatroya rastlar, tarihin insanlarını tiyatroları özellikle güzel manzaralı yerlere kurduğuna dikkat çeker. Burada konuşulan Türkçenin hangi şiveye büründüğünü bulmanın güç olduğunu söyler çünkü bu kent birçok millete ev sahipliği yapmıştır. Müzikleri hareketlidir, düğünlerinden bahseder. Doğada olan canlı cansız varlıklara tarihte yaşamış anlı şanlı insanların adlarını takmıştır. Hikâyenin sonunda öykü yazacak olanlara güzel bir yer bulamıyorlarsa bu geldiği kente gezi yapmalarını önerir.

Altmış Altı Bükün Oynadığı Oyun

Hikâye bir kızın denize girmesi ile başlar. Kız Ege Denizi’nin hırçın olduğunu hesaba katmamıştır. Bu yüzden biraz diplere doğru gitmiştir, orada deniz canlıları ile karşılaşır. Onlardan kendini korumaya çalışır. Denizin içinde bir mağaraya girer ve içinde kaybolur oradan bir daha çıkamamıştır. Ahmet adında biri sünger avlıyordur. O sırada önüne birden denizkızı çıkmıştır. Bu kız ile evlenirler çocukları olur. Yazar balık avlarken onlara rastlar sohbet eder. Aslında hikâyenin genel kurgusu yazar tarafından kurgulanan hayali bir sahnedir.

Karaoğlan

Sinek Salih adında bir adamın Karaoğlan adında bir atı vardır. Bu atı satmaya karar verir. Bay Haşmet adında biri satın almak ister. Sinek Salih bin lira ister, Haşmet pahalı der. Yine de sonunda almaya karar verir alır. At İzmit’e götürülecektir. Tam vardıkları sırada at kükrer ve o sinirle şehrin içindeki lokantanın içine girer her yeri darma duman eder, insanlar onu kudurmuş zanneder. Zabtedemeyince ata tabanca ile ateş ederler, at can çekişerek ölür.

Çingene Ali

Çingene Ali’yi çingene diye hor görürlerdi. O dışarda nereyi boş bulsa geceyi orada geçirirdi. Bir gün çarşıda gezerken zaptiye onu karakola götürür, idam edilecek bir adamı ona astırmak istiyorlardır. Bunun karşılığında ona yarım altın ücret vereceklerini söylerler. O da kabul eder. İşini yaptıktan sonra kimseye görünmeden hızlıca koşarak dağa gelir. Burası onun yuvasıdır, sevincini, üzüntüsünü paylaştığı mekândır. Burada biraz vakit geçirir. Karısı Cuda’yı bulmaya gider ve bulur. Karısı ona hadi sen çal ben oynayayım der ve Ali parmaklarını şakırdatmaya koyulur.

Deccal

Küçük bucağın donanma derneği komşu köylerden yardım toplamaya gider. Bu ekibin içinde kaymakamda vardır. Müzik grubuyla beraber bu yolculuğa çıkmışlardır, çala oynaya giderler. Komşu köye varınca su içmek için köyün girişinde dururlar, o sırada müzik aletleri çalınmaya hala devam ediyordur, Çopur Mehmet bu sesleri duyunca korkar, deccal çıktı kıyametin kopacağını ilan ediyor sanar. Daha sonra köy meydanında kaymakam ile karşılaşır. Önünde boyun eğerek cahillik ettiğini bizi bağışlayın, o sesleri deccal geldi sandık der, kaymakam da kara cahilsiniz müzik aletlerinin sesini deccal sanırsınız, yıkıl karşımdan diye kovar.

Değirmenci Ateşoğlu Nasrettin

Adamın biri yel değirmenine gider, orada Değirmenci Nasrettin ile sohbet etmeye başlar. O hem anlatır hem gülermiş. Adamın aslında değirmencinin sohbeti hoşuna gittiği için yanına gelir gidermiş. Onun dünyaya pozitif bakışını severmiş. Dünyanın binbir kaygısından kurtulmak için değirmencinin yanına gelirmiş. Bir gün yine değirmene uğrar ona taşsız bir toprak yığını olan mezarını gösterirler.

Gülen Ada

Deli Davut isminde biri vardır. Adalar kara sevdalısıydı. Özellikle Gülen Ada’nın aşığıydı. Davut’un ada sevdasından yola çıkılarak bölümde özellikle Gülen Ada ile ilgili tasvirler çok fazladır.

Fırıncının Kızı

Güllük köyünde fırıncının kızı Nimet vardır. Köyde çoğu erkek onu seviyordur. Ama sonunda bıçak zoruyla Kara Yusuf onu kaçırır. Bu olay gazeteye düşer. Köylüler kızın ırzına geçti diye konuşmaya başlarlar. O anda yanlarından gülerek Nimet ve Yusuf geçer, köylüler şaşar kalır.

Hayatımın Romanı(Bir Eşeğin Otobiyografisi)

Bu bölümde bir eşek konuşturularak doğumundan ölümüne kadar olan hayatı aktarılmıştır. Fabl türüne örnektir.

Cura

Salih Efendi adında yaşlı bir amca vardır. Bir gün gençlerle sohbet ederlerken geçmişe gider, Cura adında bir çingene kızına olan sevgisini anlatır.

Turgut Reis

Gümüşlü köyünde Hasan adında bir çocuk vardır. Bahçe küreğini kayık küreği gibi kullanarak hayal dünyasında yeşerttiği Turgut Reis’i canlandırıyordur. O sırada Cevat Amca onu görür, ne yaptığını sorar. Öğrenir ki çamaşır teknesinde filo yapmış, kendince oynuyordur. Ona yardımcı olmak ister, bu hayalinin biraz da olsa gerçekçi şekilde olmasını ister. Komşularından gizli kayığını alırlar. İki tane de yolculuğa eşlik edecek kişi bulurlar, akşam hava kararana kadar bu oyunu sürdürürler. Tekrar kasabaya döner, kayığı yerine bırakırlar.

Cennet Gemisi

Sünger Gemisi Bozburun’a doğru yol alıyordu. Tayfa grup şeklinde toplanmıştı. Deli Memiş adlı süngerci de oradaydı. Aklını birkaç yıl önce oynatmıştı. Sefer dönüşü evine varınca karısının ve dört çocuğunun bir gece önceki depremde ezilmiş olduklarını görmüş ve delirmişti. Süngercilere yalvarmıştı Memiş beni de alın yanınıza diye. Ona acımışlar, yanlarına almışlardı. Yolda giderken onlara cennet gemisi hikâyesini anlatır. Hikâyeden etkilenen denizciler bir türkü tutturur hep bir ağızdan. Sesleri denizin hışırtısıyla karışmıştır.

Gündüzü Kaybeden Kuş

Miho adında bir açık deniz martısı vardır. Havada uçsuz bucaksız bir şekilde uçarken Hacı Süleyman adında bir avcı onu gözünden vurur ve kuş kör olmuştur. Miho dört beş saat hiç durmadan görme yetisini kaybettiği için bir umutla ışık arar. Ama en sonunda sesi kısılır, gürültülü bir ses çıkararak ve tekerlenerek, çırpına çırpına denize düşer.

Kancay

Kancay adında çingene bir kız vardır. Bu bölümde onun hayat hikâyesi anlatılır. Çingene bir anneden doğar, sonra büyüyünce çingenelerin doğasında olduğu için düğünlerde para karşılığında göbek atar, insanları eğlendirirdi. Bir gün düğün esnasında düğün sahibinin parayı alnına sert yapıştırması ile Kancay sinirlenir, kadına tokatı yapıştırır. Sonra herkes onun üzerine çöker, perişan halde oradan ayrılır. Ondan sonra da onu kimse kasabada görmez.

Neyzen

Tevfik adında bir çocuk vardır. Hayal dünyası geniş biridir. Bir gün kasabanın kahvesine bir yabancı adam gelir, oradakiler ona selam verip kahve sunarlar. Daha sonra bu adam elindeki ney müzik aletini çalmaya başlar. Bu ney sesini duyan Tevfik elindeki oyuncak kayık ile hayallere dalar. Ney sesi kesilince Tevfik yanında bulunan kamışlardan bir ney yapar. Uğraşır ve yaptığı neyden ses çıkarır. Gönlünün yolculuğunu anlatmaya koyulur.

Denizkızı

Bir adam bir gün deniz kıyısına gider. Orada denizkızı ile karşılaşır. Ona aşık olur. Babasını bulur ondan kızını ister o da adam zengin olduğu için kızını verir. Evlenirler ama eşi onunla sağlam bir bağ kuramaz kendini denize ait hissediyordur. Bir gün karısı denize gidiyorum diye gider ve bir daha dönmemiştir. Adam bu olaydan sonra delirir.

Son Türkü

Kör Hüseyin adında yaşlı bir adam vardır. Bir deniz kazası yüzünden gözü kör olmuştur. Ayriyeten çocuklarından ikisi de deniz kazası nedeniyle ölmüştür. Bu olaydan itibaren kendini deniz üzerinde dolaşmaya vermiştir. Bir gün kayık içerisinde otururken içten bir türkü tutturur, ardından denizciler bir bakar ki adam ölmüştür.

Unuttuğu Türkü

Samut adında bir denizci vardır. Sevdiği bir kız vardır. Kendisi bir gemici parçası olduğu için kız onunla değil zengin biri olan Ahmet’le nişanlanmıştır. Bir gün ikisini geminin üzerinden vedalaşırken görür ve içi sızlar. Ahmet gemiye biner uzun bir yolculuğa çıkmışlardır. Bir gün haber gelir ki geminin battığı içindekilerinde boğulduğu söylenir. Nişanlısının boğulduğunu duyan kız delirir, sürekli onun geleceğini tekrarlar. Samut ve Ahmet kurtulmuştur, beş altı ay sonra köye gelirler. Ahmet kızı tımarhaneye göndermek için ellerini kelepçeler, Samuta götürmesini söyler. Samutta bu duruma sevinir, kıza yolda giderken içten bir türkü söyler, bunu duyan kız bir garip olur ve ona unuttuğum bir türküyü hatırlattın der.

Tünek Ahmet

Ahmet adında bir genç adam vardır. Sessiz, kendi halinde, içine kapanık biridir. Her yılın belli bir zamanında bir ay denize açılır gelmezmiş. Kasabadakilerde onu bu bir aylık kaçamağından dolayı kaçakçılık yaptığını zannedermiş. Ama bir gün Hasan adında biri onun nereye gittiğini kahvede oturanlara anlatır. Bir gün denizde gezerken bir ses ve ışık dikkatlerini çeker oraya yönelirler. Bakarlar ki kuşlar toplanmıştır. Orada Ahmet’i uykuya dalmış bulurlar. O uyanınca neden buraya geldiğini açıklar, boğulacak olan kuşlara, gönlünü kurtarıcı tünek edermiş. Bundan sonra onun adı Tünek Ahmet diye anılır olur.

Yaşasın Deniz

Bu bölümde adaya yolculuk yapan üç balıkçının kendi aralarında sohbet ettiklerini ve geçmiş anılarını paylaştıklarına değinilmiştir.

Balıkla Kabak

Bu bölümde Şehiroğlu adasına doğru iki balıkçı yol alır. Giderlerken deniz üzerinde balığı su kabağıyla yakalama maceraları anlatılıyor.

Haydi Süngere

Otuz kişiye yakın kişi balık tutmak için denize açılırlar. Yolda şiddetli bir yağmur başlar. Kayığın içindeki balıkçıların fırtınayla karışık yağmurla mücadelesi anlatılır.

Deniz Eri Mahmut

Bu bölümde Mahmut adında birinin hayat hikâyesi anlatılıyor. Mahmut boylu poslu delikanlı olunca anası babası ölür. O da Döne adında biri ile evlenir. Çocukları olur. Bir yıl sonra savaş çıkar, Mahmut askere çağrılır. Eşi ile hüzünlü bir ayrılık yaşar. Mahmut savaşta esir olarak yakalanır. Yıllarca düşmanın elinde tutsak olarak kalır. Bir müddet sonra onu bırakırlar. Memleketine gider, evine gider bakar ki eşi biri ile evlenmiştir. Ona kızamaz şehit oldu olarak bildiğini ona dayanarak evlendiğini anlar.

Ateş Fatma

Bu bölümde Aliş ile Fatma’nın aşk hikâyesi anlatılır. Aliş ile Fatma çocukluk arkadaşlarıdır. Büyüyünce aşklarını itiraf ederler. Ali bir gün şehre gider orada uzun süre kalır. Kalmak için gittiği barda bir kadına tutulur, bu kadın onun parasını güzelce yer bitirir. Aliş beş parasız kalır. Bir gün çalışırken köylüsüne rast gelir, onunla köyüne döner. Fatma’ya olanları anlatır, o da sinirlenir ama onu silahıyla dağa kaçırır ve evlenirler.

Ayşe Kadın’ın Günahı

Dokumacı Ayşe adında namazına niyazına dikkat eden yaşlı bir kadın vardır. Romatizma hastalığı için denemediği yöntem kalmaz. Bir gün komşuları ona ılıcaya gitmesini önerirler. O da Hüsmen Ağa adında biri ile gider. Yanında da kızı vardır. Bir süre yol alırlar. Hüsmen Ağa bir yerde durur yola siz devam edin artık der. Bir süre giderler ama at gitmez olur. Ayşe kadının kızı atı hareket ettirmek için Hüsmen Ağanın iki çift küfür ettiğini annesine söyler. O da küfürün günah olduğunu söyler. Sonra mecbur kaldığını anlar, bu iki çift küfürü yarı yarıya söylemeleri gerektiğini söyler kızına.

Bir Gecekondu

Fatma küçük gecekondusunda bir başına yaşıyordu. Otuz yedi yaşına gelmiş ama evlenmemiştir. Bundan dolayı düşüncelere dalar o sırada kapı tıklatılır, korkar bu saatte kim diye. Gelen üstü başı kir içinde olan bir adamdır. Adam zor durumda olduğunu söyler, Fatma da yufka yüreklidir onu içeri alır. Üzerine bir şeyler verir, sonra uyurlar. Sabahta kahvaltısını yaptırır, gönderir. Bir bakar ki kenara bırakmış olduğu para çıkınının kaybolmuş olduğunu görür. Neyse ömründe bir gece süresince birine yardım etmişti, helal olsun zavallı adama der.

Mısır Buğday

Bu bölümde çocukluk arkadaşları olan Fatma ve Ali’nin masum aşk hikâyeleri anlatılıyor. Sonunda yuva kurarlar.

Eşler

Süleyman adında bir adam vardır. Kezban adında biri ile evlenir. Doğan tüm çocukları yapışık doğuyordur. Bu durumdan dolayı yakınır, bir gün dayanamaz ve karısını öldürür. O sırada çocuğunun birini dışarda akrep sokar, onu doktora yetiştirmek için baya mücadele verir. Çocuğa iğne vururlar ve çocuk iyileşir. Bu olaylardan sonra kendini sorgulamaya başlar. Derin bir iç sessizliğe gömülür.

Aferin Bre Yavrum

Bu bölümde taşrada öğretmenlik yapan bir adamın anısı anlatılmıştır. Okuma oranı artsın okula gelsinler diye bir gün bu öğretmen bir müsabaka düzenler, kazanana semer verecektir. Köyün çocukları canla başla mücadele ederler. Onların bu tatlı mücadeleleri öğretmenin hoşuna gider. Kazanan kişi Ayşe adında bir kız çocuğudur. Ayşe müsabaka sonunda öğretmenine dağda topladığı çiçekleri hediye eder.

Kara Ayşe

Bu hikâyede Ayşe adında bir kızın hüzünlü hayat hikâyesi anlatılır. Annesi öldüğü için babası bir kadın ile evlenir, üvey ana bunu istemez. İşten kovulursan seni eve almam demiştir. O da işten kovulunca sokakta kalır. Hangi erkeğe güvense sığınsa hep onu kullanmışlardır. Sonunda da Mehmet adında biri ile beraberdir. O da kullanır ve başka biri ile evlenmeye karar verir. Bunu duyan Ayşe Mehmet’i tırpan ile öldürür. Sonra Mehmet’in sesini duyan köylüler Ayşe’yi kovalarlar yakalayıp işkence ederler. Karakola götürürler.

Lahana Biber Turşusu

Dursun adında genç bir çocuk vardır. Kimi kimsesi yoktur şu yalan dünyada. Kasabalılar bunu hep hor görürmüş. O da dayanamayıp şehre göçmüştür. Orada burada yatarak gününü geçiriyormuş. Geçimini turşu satarak sağlıyordur. Bir gün onu duvar dibinde ölü olarak bulurlar.

Divan Reis

Bu hikâyede korsan hikâyelerinden birkaç tanesi anlatılmıştır. Divan Reis adında biri varmış, ömrünü korsancılığa adamıştır, belli bir yaşa geldikten sonra karada yaşamaya karar verir. İnzivaya çekilir.

Hırsız Selim

Bu hikâyede Dalgıç Sarı Selim’in hayatıyla ilgili kısa bir kesite yer verilmiştir. Selim dalgıçlığının yanında bir de hırsızlığı ile tanınırmış. Bir gün düğün alayının içinde kasabanın fahişesi denilen Emine adında kadına herkes yamyam gibi hareketler sergiler, buna dayanamayan Selim kadının yanına gidip benim karım olur musun diye teklifte bulunur. Köylüler şaşırmıştır tabi ama kız onun iyi niyetli olduğunu anlar. Bunca insanın onu kötü kadın olarak gördüğünü göz önüne alarak bu durum karşısında olduğu yere şaşkınlıktan yığılır.

Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Kitap Açıklaması

Halikarnas Balıkçısının Ege den Denize Bırakılmış Bir Çiçek adlı öykü kitabı, daha önce Ege Kıyılarından, Egenin Dibi, Gülen Ada, Merhaba Akdeniz, Yaşasın Deniz adlarıyla tanıdığımız kitaplarıyla, önceki kitaplarına girmemiş öykülerini bir araya getirmektedir. Buradaki öyküler Balıkçının söylediği gibi, o cennet ellerin, dağ otlarının, kıyılarının, vahşi kayalarının, yıkıntılarının ve açık denizlerin ürünüdür.

Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Kısa Özet

Balıkçı’nın ithafı: “Güney Anadolu’nun o masmavi göğü, menekşe denizi, ışığı ve toprakları; çeşit çeşit ağaçları, yemişler, çiçekler, insanlar, uygarlıklar yetiştirmişti. Bu hikâyeler de, o cennet gibi ellerin, dağ otlarının, kıyılarının, vahşi kayalarının, yıkıntılarının ve açık denizlerin ürünüdür.
Hepsini yine onlara adıyorum.”

Knidos Afroditi: Mitolojiyle kurmacanın iç içe geçtiği bir hikâye. Bir heykelin, bir tanrıçanın izi sürülüyor ve tanrıçanın uygarlıklar arasında yaptığı yolculuk anlatılıyor. Bir de kent var, Knidos. Kaç bin yıl önce ortadan kalkmış bir hayal şehir.

Zavallı Knidos!.. Bütün tayfayla birlikte ona denizden çınlayan bir ‘merhaba!’ yolladık… İki bin yıl önce ölen kent duydu mu acaba?” (s. 25)

Yedi Adalardaki Balık Bankası: Bir balık macerası ve Ege’ye güzelleme. Anlatıcının ortaya koyduğu para kadar balık tutamaması üzerine balıkçı arkadaşlar tuttukları balıklarını anlatıcıyla paylaşır, anlatıcı balıkları kimin verdiğini sorar ve cevap alamaz. Gülüp geçerler. Balıkçılar arasında böyle bir ilişki var.

Aradan on yıl geçti. Balıkçı arkadaşların yarısı öldüler, bazıları da boğuldular. Denizde gece yıldızlara bakarım. Çünkü, balıkçı arkadaşlarımın her biri, gökte birer yıldız oldular.
Onlar hayatta iken onlara kılavuzluk etmiş olan kutup yıldızının çevresinde kayıklarını sürüyorlar. Onun için, yıldızlar birbirleriyle konuşurlarken dinlerim…” (s. 33)

Güzelliğe bakar mısınız? Şahane.

Ege’nin Öfkesi: Mahmut namlı dayımız bir foku öldürüyor, sonra deniz Mahmut’u öldürüyor. Gaia Bacı’ya çok selamlar.

Halikarnas: Balıkçı vapuru kaçırınca bir sonraki vapur için iki saat beklemek zorunda kalır. Beklemez, antik kenti dolaşmaya çıkar. Yine Helenler, Poseidon, kent ve güzellikler.

Kenti yapan mimar değil ışıktır, mavi gök ve mavi denizdir. Meltem mavisi, Ege mavisi. Bununla birlikte insan, ‘acaba deniz mi kentin güzelliğini süslüyor, yoksa kent mi kıyısıyla denizi süslüyor?’ diye düşünüp şaşıyor.” (s. 42)

Altmış Altı Bükün Oynadığı Oyun: Ya bu Afrodit’in aşık olduğu bir genç vardı, o da ya sulardan çıkıyordu, ya da suya çekiliyordu. Aynı olayın insanlısı. Ahmet, altmış altı bükü dolanıp sünger ararken denizden çıkan bir kızla karşılaşır, aşık olurlar ve Ege’nin büyülü güzelliğinde yaşarlar, ortadan kaybolmuşlardır tabii. Böyle hikâyelerini seviyorum Balıkçı’nın, efsaneyle gerçek arasındaki çizgi çok ince. Gerçi birini diğerinden ayıran sadece zamansa hangisi daha gerçektir, bilmiyorum.

Ege’nin Dibi‘nde önceki kitaplardan bildiğimiz Ege insanı var. Haksızlıklara karşı mücadele, doğayla uyum sağlama uğraşları, insanoğlunun hayvanlığı, güzel tarafları. Bu tarz şeyler.

Merhaba Akdeniz‘de Balıkçı’nın meşhur öyküleri var, mesela Gündüzünü Kaybeden Kuş. Mesela Kancay.  Bu hikâyeler olmasa Balıkçı, Sait Faik’e iyice yaklaşmış olurdu, veya tam tersi. Bunlar fark yaratıyor, çünkü Anadolu insanının Anadolu toprağındaki mücadelesine böyle tanık oluyoruz. Sait Faik Anadolu’yu bilmediğini, dolayısıyla Anadolu insanını yazamayacağını söyler mesela. Fark burada.

Neyzen: Büyülü gerçekçiliğin bayrağı bu dört sayfa hikâyede şevkle dalgalanır. Neyzen Tevfik’in Mesnevi’yi bellemesi, neyle tanışması… Nefis.

Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Yorumları

Halikarnas Balıkçısı ile tanıştığım kitap. Arşipel’in Knidos’a kavuştuğu gün…

İlk okuduğum Halikarnas Balıkçısı kitabı. Bu eser sayesinde tüm eserlerini okumak için zamanla yarışır hale geldim. Özellikle Egelilere tavsiye ederim, müthiş hikayeler, kendinizi ve dedelerinizin hayatlarını bulacaksınız.

Kitap aslında dersim sebebi ile aldığım fakat şahsi kanaatimce okunmayı hak eden ve okuru üzerinde olumlu izlenimler uyandıracak bir kitap. Tavsiye ederim.

Çok güzel bir kitap hem genel kültür açısından hem Halikarnas’ın Akdeniz algısını anlamak açısından gayet kaliteli…

Balıkçı’nın öyküleri de diğer anlatıları tadında, meraklısına tavsiye ederim.

Ege hakkında güzel bilgiler edilebileceğiniz bir kitap olmuş. Mutlaka okumalısınız.

Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Arka Kapak

Halikarnas Balıkçısı’nın ‘Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek’ adlı öykü kitabı, daha önce
‘Ege Kıyılarından’
‘Ege’nin Dibi’
‘Gülen Ada’
‘Merhaba Akdeniz’
‘Yaşasın Deniz’
adlarıyla tanıdığımız kitaplarıyla, önceki kitaplarına girmemiş öykülerini bir araya getirmektedir. Buradaki öyküler, ‘Balıkçı’nın söylediği gibi, “…o cennet ellerin, dağ otlarının, kıyılarının, kayalarının, yıkıntılarının ve açık denizlerinin ürünüdür.”

Halikarnas Balıkçısı – Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Özet

Kitabın Yazarı: Halikarnas Balıkçısı
Kitap Türü: Öykü/Hikaye
Yayınevi: Bilgi Yayınevi
Yayınlandığı Yıl: 2003
Sayfa Sayısı: 224
ISBN: 9789754940497
Orjinal Adı: Ege Kıyılarından

Bilgi YayıneviEge’den Denize Bırakılmış Bir ÇiçekEge’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Kitap ÖzetiEge’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Roman ÖzetiHalikarnas BalıkçısıHikaye RomanlarıKitap ÖzetiKitap ÖzetleriÖykü RomanlarıRoman ÖzetiRoman Özetleri

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.